Algoritma Nedir? Örnek?
Algoritma, günlük hayatımızda farkında olmadan pek çok kez karşılaştığımız bir kavram. Herkesin “algoritma” dediğinde aklına ilk gelen şey belki de bilgisayarlar ve karmaşık yazılımlar olur. Ancak aslında algoritmalar, çok daha derin bir toplumsal etki yaratabiliyor. Çünkü algoritmalar sadece teknolojiyi değil, toplumsal yapıyı da şekillendiriyor. Bugün, algoritmaların toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet üzerindeki etkilerini gündelik yaşantımdan örneklerle inceleyeceğiz.
Algoritma ve Toplumsal Cinsiyet: Gizli Ayrımcılık
Sokakta yürürken, toplu taşımada veya işyerinde karşılaştığım sahnelerde bazen sadece teknoloji değil, teknolojinin nasıl şekillendirildiği de dikkatimi çekiyor. Algoritmalar, çoğu zaman toplumsal cinsiyet normlarını pekiştirebilir. Bunu en net şekilde, örneğin sosyal medya platformlarında kadınların ve erkeklerin içeriklerinin nasıl farklı şekillerde sunulduğunda görebiliyoruz.
Bir arkadaşım, kadın girişimci olarak sosyal medyada sürekli yaptığı işlerle ilgili içerik paylaşır. Ancak yaptığı paylaşımlar, algoritmalar tarafından genellikle “güzel kadın” etiketiyle ilişkilendirilir. Yani, mesleki kimliği ile değil, fiziksel görüntüsü ile ön plana çıkar. Bunun, sosyal medya algoritmalarının kadına yönelik içerik gösterme biçimiyle doğrudan bir ilişkisi olduğunu söylemek mümkün. Algoritma, kadını bir “görsel” olarak etiketlerken, erkeği ise daha çok “uzman” veya “bilgili” bir figür olarak tanımlar. Bu, algoritmanın toplumsal cinsiyet algısını yansıtan bir örnektir.
Bir diğer örnek de, iş ilanlarında karşımıza çıkan algoritmik önyargılardır. Örneğin, kadınların liderlik pozisyonlarında daha az yer aldığı bir sektörde, algoritmalar genellikle erkekleri ön plana çıkaracak şekilde programlanabiliyor. Bu, toplumsal cinsiyet normlarının ve ayrımcılığın algoritmalara nasıl yansıdığını gösteriyor.
Algoritmalar ve Çeşitlilik: Kimlikler ve Algoritmalık Eşitsizlik
Daha geniş bir bakış açısıyla düşündüğümüzde, algoritmalar sadece toplumsal cinsiyetle sınırlı değil, etnik kimlik ve cinsel yönelim gibi diğer çeşitlilik unsurlarını da etkiliyor. Algoritmalar, sosyal medya platformlarında veya iş dünyasında kimlikleri ne şekilde tanımlayacağımızı, ne tür içeriklerin gösterileceğini ve hatta hangi ürünlerin önerileceğini belirler.
Bir örnek vermek gerekirse, Instagram veya YouTube gibi platformlarda etnik çeşitliliğin algoritmalar aracılığıyla nasıl bir biçimde yansıtıldığı önemli. Geçtiğimiz yıllarda yapılan bir araştırmada, bazı sosyal medya algoritmalarının daha çok beyaz, heteroseksüel ve ince fiziğe sahip kişileri öne çıkardığı ortaya çıktı. Peki, bu ne demek? Çeşitli etnik kimliklere, farklı cinsel yönelimlere sahip bireylerin içerikleri ve kimlikleri daha az görünür hale geliyor. Yani, bu algoritmalar aslında sadece içeriği değil, kimlikleri de dışlayan bir yapıya bürünebiliyor.
Bir arkadaşım, özellikle LGBTQ+ topluluğunun üyesi olarak sosyal medya paylaşımlarında sürekli olarak “görünmez” kaldığından bahsetmişti. Paylaşımları algoritmalar tarafından daha az görünür hale getiriliyordu. Bu da demek oluyor ki, bu algoritmalar, toplumsal cinsiyet ve kimlik çeşitliliğini ne yazık ki bazen göz ardı ediyor.
Algoritmalar ve Sosyal Adalet: Fırsatlar ve Erişim
Sosyal adalet bağlamında baktığımızda ise, algoritmalar fırsat eşitsizliklerini derinleştirebiliyor. Bir örnek üzerinden açıklayalım. İstanbul’un farklı semtlerinde yaşayan insanlar arasında büyük bir dijital uçurum var. Çoğu zaman mahalledeki insanlarla yaptığım sohbetlerde, internete erişim konusunda büyük farklılıklar olduğunu gözlemliyorum. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan insanlar, eğitim ya da iş fırsatlarına algoritmalar nedeniyle daha az erişim sağlayabiliyorlar.
Bir sosyal medya reklamı üzerinden örnek verirsek, algoritmalar çoğu zaman belirli demografik verilere dayalı olarak hedefleniyor. Yani İstanbul’un merkezi semtlerinden birinde yaşayan, dijital dünyada daha aktif, eğitimli bireylere yönelik reklamlar daha fazla gösterilirken, daha kırsal bölgelerde yaşayan ya da teknolojiye erişim imkanı kısıtlı olan bireyler bu fırsatlardan yararlanamıyor. Bu, algoritmaların daha geniş bir sosyal adalet perspektifinden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.
Bir diğer örnek de, online alışveriş platformlarında karşılaşılan durumlar. Algoritmalar, genellikle tüketime dayalı ve belirli grupları hedef alır. Örneğin, belirli bir gelire sahip bireyler için daha fazla fırsat sunduklarında, düşük gelirli bireylerin bu fırsatlardan mahrum kalmasına neden olurlar. İşte, bu da sosyal adaletin bir şekilde algoritmalar aracılığıyla zedelenmesidir.
Sonuç: Algoritmaların Gücü ve Sorumluluğu
Algoritmalar, hayatımızın her alanına sızmış durumda. Teknolojinin nimetlerinden yararlanırken, bir yandan da toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi değerler açısından algoritmaların nasıl şekillendiğini göz önünde bulundurmalıyız. Algoritmaların etki alanı geniş, ancak ne yazık ki bazen bu güç, daha fazla eşitsizliği pekiştirebilir.
Sokakta, toplu taşımada, işyerinde gözlemlediğimiz pek çok şey, aslında toplumsal yapıdaki derin eşitsizliklerin dijital dünyada nasıl bir yankı bulduğuna dair örnekler sunuyor. Bu nedenle algoritmaların sadece teknoloji değil, toplumsal ve etik bir mesele olduğunu unutmamalıyız. Bu konuda atılacak adımlar, sadece teknolojiye değil, daha adil ve eşitlikçi bir topluma da katkı sağlayabilir.